Yaradılış ve İnsan

Tanrı her şeyi yaratırken mutlaka vasıtalı, vesileli halk eder. Evrende hiçbir şey yok ki insan düşüncesine aykırı olsun. Çünkü evrendeki var oluş insan düşüncelerine, istek ve tahayyülüne uygun olarak yaratılmış, halk edilmiştir. Çünkü zaten her şey var idi (Levh-i Mahfuz’da). İnsanın tahayyülüne, düşüncesine göre ortaya çıktı. Evrendeki yüce görevliler, kendi isteklerini zuhur etmesi için değil, insanın düşünce ve isteklerinin zuhuru için devrededirler. Onun için Tanrı, insanın şah damarından bile yakındır. İnsandadır. Tanrı benim içimde, ben tanrının içindeyim, denmesi de bu insan ile beraber fiillerini işlemesindendir. Öyleyse "Fiil Fiilullah'tır" denmiştir. Devamla "İnsan sureti Hakk'tır" denmiştir.

“İnsan dedikleri, el ayakla baş değil...

İnsan mana demektir, suret ile kaş değil.”

Biz insan olarak tanrının işleyişine vasıta, vesile isek tanrı da bizim fiillerimizin ve doğru isteklerimizin oluşumu için bizlere vasıtadır. İsteklerimizin gerçekleşmesi için vasıta olur. Birlikteliğin daha uygun ortamlarda zuhuru için Yaradan’a bilinçli, şuurlu dua edilir. Duayı her insan, kendi lisanına göre canı gönülden yapabilir. Tanrının dili, senin dilindedir. İnsandaki bu hayal gücü, tanrının yaratma vasıtasıdır. İnsana sezgi vasıtasıyla önce öğretir... Hayal gücü vasıtasıyla yaratır. Zuhurattan önce fikir yolunu açar. Evrensel bilincin birçok kademeleri vardır. Her insanın kendisiyle, fikirleriyle yaşadığı hayatla ilgili inançları vardır. İçimizdeki bilgelik ve yaratıcı imgeleme, fikrin ve aklın önünde gider. Yaşamak; şuurlu, bilinçli, sezgiler açık olacak şekilde olmalı önünde takıntılar ve şartlanmalar olmamalı. Sonsuzluğa açık olmalı; sonsuzluğu anlamak için sonsuz olunmalı... Sınırsızlık için de devam etmek, anlamak için de sınırsız olunmalı…

İsteğiniz ne olursa olsun elde edeceğinize mutlaka inandığınızda, bilincinizle de kabul ettiğinizde, elde ettiğinizi hayal ettiğinizde, içsel kaynağa döndüğünüzde, içinizdeki Tanrı’ya ulaştığınızda, her şeye kadir olunduğunu fark edeceksiniz. Artık bu birlikteliğe şükür kalıyor, birlikteliği onaylamak ve teyit için. Onun için önce, kendinizle barışık olun. İçinizdeki bu gücün farkında olun. İçinizdeki bu gücü doğru yönde kullanın. Parazit olan dış etkenlerden etkilenmeyin. Asla yalan söylemeyin. Yaratılanı, Yaradan’dan ötürü sevin. Sevgi tohumlarını tüm evrene yayın. Ektiğiniz sevgi ve bilgi tohumları nüve bulacak ve yine daha güçlü olarak geriye sana dönecektir.

Tanrı Halifesi İnsanın Gücü ve Maddeye Hükmetmesi

Sen gerçekten Tanrı’nın halifesi olabilme sırrına varmış ve idrak edebilmişsen, Tanrı’nın kulu olmayı içselleştirmişsen taş bile seni dinler. Eğer sen ortadan kalkarsan Tanrı sende var olur. Sen sensen ölmeden önce ölmemişsen hala ikiliktesin. Hâlbuki Tanrı birdir. Ondan gayri yoktur.

“İkiliği silmeyen

Hakk'ı canda bulmayan

Gaybı kendinde bilmeyen

Rabbin bilesi değil”

[Yunus Emre]

Derken; kişi bir damla su gibiyken deryaya düşmesi, artık derya ile bir olmasıyla kişinin Hakk'la, Tanrıyla bir olmasıdır. Hakk'la Hakk olmuş, vahdet sırrına vakıf olmuş artık Hakk’tan gayrısı görünmez olmuştur.

Esas olan kimin adına hareket ettiğini bilmektir. Hareketin sende açığa çıkması için, derin egzersiz yaparak gücü açığa çıkarmak lazım. Nefsi, aklı, bedeni, yaratıcının hâlleri ile hallendirmek lazım.

O’nun kudreti ilmiyesi ile içselleştirmiş, her insan eşyaya olaylara hadiselere ve kanunlara, müdahale yetkisi vardır. Onun için; Hacı Bektaş Veli, vahşi hayvanlarla, ceylanları, kuzuları yan yana bulundurur sözünü dinletirdi...

Onlar, Cenabı Hak ile olan ahitlerinde, kadim söz verdikleri için sözünde durmuşlar, onun muhabbetiyle, içlerini doldurdukları için, sıradan insanların yapamadıklarını kolay yapabilir olmuşlar. Nefslerini Rabbiyle birleştirdikleri için varlıklara, hatta eşyaya, doğaya, söz dinletebilir olmuşlar. Bu ilim yoluyla da, açık şuur yoluyla da (ilmi marifet) tesir edilebilmişler.

Demek ki önemli olan Tanrı adına hareket ettiğinizi gösteren, idrakınızın donanımını da kendinizde var etmenizle mümkündür. Bu tanrının yasalarını maddenin yasalarını, özelliklerini, prensiplerini bilmekle başlar. Tüm bu bilgileri, onda cereyan eden gücü öyle içselleştirmeniz gerekir ki.

Tüm varlıklar; taş, toprak, su, hava, canlılar ve cansızlar seni dinlesin Onların var olma, değişebilme kuralları da sana tabi olsun.

Kişilere imkânsız gibi görünen, olağan üstü denen bu olaylar fiiller aslında maddenin, varlığın, kendi içinde taşıdığı gizli ilimlerde kayıtlıdır. Derdin içinde dermanın olduğu gibi, sorunun içinde çaresi, cevabı olduğu gibi.

Bir örnek verelim: Sebe Suresi’nde Hazreti Süleyman: "Bana o Belkıs gelmeden önce tahtıyla, tacıyla beraber getirebilir?" isteğinde bulunduğunda yanında bulunan bir varlık. "Ben onu sana yerinden kalkıp oturana kadar getirebilirim." der. Hâlbuki Sultan Süleyman’ın yanında başka bir insan, kitap ilmi bulunan bir adam "Ben onu göz açıp kapayana kadar getirebilirim." der. Süleyman gözünü kapatıp açtı, ta Yemen’deki Belkıs nesnel olarak, Kudüs’e Sultan Süleyman’ın yanına geliverdi...

Onu oraya getiren neydi?

  1. İblis, ifrit için değildi.
  2. Peygamberin mucizesi de değildi.
  3. Hatta sihir, büyü de değildi.
  4. Oraya onu getirten kitabi bir âlim idi. Eşyanın maddenin kanunlarını bilen, teknolojiyi bilen bir kişi idi...

    Demek ki teknoloji ile maddenin yapısını ve kanunlarını bilen arif kişi maddeyi yönetmeyi ona hükmetmeyi de bilir.

Demek ki “İnşa ol!” dediği zaman oldurabilecek bir potansiyele sahiptir, diyorum. Çünkü Cenabı Hakk bu yeteneği bazı varlıklarına vermiştir, bilhassa insana. Yeter ki Cenabı Hakka intisap güçlü olsun. O bilgiler Hakk kudretinden doğar. Bazı üst boyuttaki Agartalılar gibi varlıkların tüm işlerini ve teknolojilerini zihin gücü ile yaptıklarını seyretmiştim. Astral seyahatimde veya bir araç ile götürülüp bedenli olarak da temaşa etmiştim. Bu değiştirmenin, imalatın, oluşumun nereye kadar oldukları; o âlemin ve oradaki varlıkların ilimlerine bağlıdır. Her üst boyutta yaşayan varlık, her olayı yapabileceğini sanmıyorum ancak özel kişiler her boyutta mevcuttur. Bazı sırları, ilmi, aklı ve ilahi verilere uygun olarak açıklamalarımıza devam edeceğiz inşaAllah.

Aciz , görevli kul Şermil Üstat Muzaffer KINALI